Kaynak :
Ticaret hayatında 47 yılı geride bırakan Özen Grup, amiral gemisi ve organize perakendedeki markası Onur Market’in 30’uncu yaşını kutluyor. Onur Market Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Özen, sektöre değer katan yatırımları, hedefleri ve perakendenin gündemini Ortakalan için değerlendirdi
Bu sene 30’uncu yaşını kutlayan Onur Market markasının ortaya çıkışı ve Özen Grup içindeki konumunu konuşarak başlayalım sohbetimize…
Özen Grup olarak 47’inci yılımızdayız, organize perakendede Onur Market olarak ise 30’uncu yılımızı kutluyoruz. Onun öncesinde aile olarak yine ana ekseni perakendecilik olan ama farklı alanları da içeren bir ticaretimiz mevcuttu. 30 yıl önce bir karar alarak organize gıda perakendeciliğini ana işimiz olarak belirledik. Bugün Onur Market ve Özen Gross markalarımızla gıda perakendesinde hizmet ediyoruz. Bunun dışında grup çatısı altında bulunan diğer tüm şirketlerimiz amiral gemimiz olan perakendeciliği destekleyen, işimizi daha verimli daha doğru yapmak üzere kurulmuş şirketlerdir.
Çok önem verdiğinizi bildiğimiz tarımsal üretimle devam edelim. Onursal Tarım’ın gelişimi ve bu yatırımları gerçekleştirmenizdeki motivasyonu anlatır mısınız?
Onursal Tarım, Antalya ve Bursa’da ürün işleme paketleme tesisleri, Antalya, Bursa ve İstanbul’da depolama tesisleri, Antalya ve Manisa’da sera yatırımları ve Türkiye’nin birçok ilinde toplama merkezleri ile kuruluşundan bugüne tarımda teknolojiyi esas alarak üretimi geliştirme amacıyla çalışmalarına devam ediyor.
Benim uzun bir süredir kişisel olarak hayat amacı olarak ele aldığım mesele çiftçilerimizin hayatını iyileştirmek, kolaylaştırmak, onların yanında olmak. Biliyorsunuz her fırsatta kendi mesleğimi de diğer tüm unvanların başına alarak çiftçi olarak dile getiriyorum ve bunu gerçekten içselleştirerek, gönülden böyle hissederek söylüyorum. Kendi şirketimizdeki yatırımlarımızın yanı sıra MÜSİAD Gıda, Tarım ve Hayvancılık Sektör Kurulu Başkanı olarak dört yıl görev yaptım. Bu süreçte de birçok farklı platformda tarımsal üretim alanında ülkemizdeki durumu, sorunları inceleme ve tartışma fırsatlarımız oldu. Tarım perakende için çok kritik bir konumda ama daha önemlisi toplumun geleceğinin, istikrarının, ulusal güvenliğimizin temelinde, merkezinde yer alan bir konu. Gelecekte tüm ülkeler adına en önemli gündemin de güvenilir gıda ve su kaynaklarına sürdürülebilir şekilde erişim olacağını düşünüyorum. Bu çerçevede tarıma, gıda üretimine yönelik çalışmaları ülkemize ve genel olarak insanlığa karşı taşıdığım bir sorumluluk olarak görüyorum.
“Önce kooperatiflerin kooperatifleşmesi gerekli”
Tarımsal üretimin yurt çapında ölçeğe, verimliliğe ulaşması için kooperatifçilik kritik bir önemi sahip. Bu konuda düşünceleriniz neler?
Bu ülkenin insanları olarak masanın hangi tarafında olursak olalım, ister perakendeci, ister üretici, ister toptancı birlikte planlamayı ve çalışmayı çözemedikten sonra ilerleme şansımız yok. Birlikte çalışmanın en önemli değerlerinden biri de kooperatifçilik. Bu noktada özellikle altını çizmek isterim biz ölçüsüz Avrupa hayranlığı yapmıyoruz ancak önümüzdeki doğru örnekleri de görebilmek gereklidir. Adını anmayacağım ama Avrupa’da x ülkede 17 adet devletten onay almış faal kooperatif var. Bu 17 kooperatif, o ülkedeki tarımsal üretimin yüzde 97,5’ini yönetiyor. Tüm üretim planlaması, teknoloji altyapısı, hasat planı ve lojistiği bu 17 kooperatif tarafından gerçekleştiriliyor. Türkiye’de şu anda 12 binin üzerinde kooperatif var ve bu 12 binin üzerinde kooperatifin tarımsal üretimimizin ne kadarını yönettiğini dair bir veri mevcut değil. Bu ölçülebilecek seviyede henüz değil.
Bugünün sorunlarının temelinde ülkemizde kooperatifçilik konusunun yanlış başlangıç yapması var. 1960’larda Almanya’dan işçi alımı başladığı yıllarda bu ülkenin bakış açısı gereği kooperatif çalışanlarına öncelik verilmiş. Bunun üzerine tabiri caizse her önüne gelen bir kooperatif kurmuş, orada çalışan gösterdiklerini de ikinci gün Almanya’ya göndermiş. Sonuçta da bu şekilde önemli bir bölümünün ne yaptığı belli olmayan 12 binin üzerinde kooperatif oluşmuş.
Tabi bu konuda bakanlığımızın uzun süredir iyileştirme çalışmaları mevcut. Gerçekten çalışan kooperatifleri akredite etme, destek havuzundan doğru kooperatifleri faydalandırma, teknoloji programlarıyla onları geliştirme yönünde çalışmalar sürüyor. Ancak bunun yavaş ilerlediğini, daha farklı bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini düşünmekteyim.
Perakendecilerin başta kadın kooperatifleri olmak üzere bu kapsamda birçok destek sağladığını görüyoruz. Kooperatifçilikte gelişimin sağlanması adına perakendenin rolünü nasıl görüyorsunuz?
Yereliyle, ulusalıyla destek olan, özellikle kadın kooperatiflerine destek olmaya çalışan her perakendeciyi takdir ve tebrik ediyorum. Biz de bu noktada birçok destek sağlıyoruz ve daha genel bir gelişim için gayret gösteren Güvenilir Ürün Platformu’nun çalışmalarını, etkinliklerini de destekliyoruz. Fakat maalesef orada şöyle bir durum var; kooperatiften ürün geliyor, ilk parti ürün de beğeniliyor. Halkımızın da bu yönde bir isteği, bu ürünlere ilgisi var. Sonra biz de ikinci partiyi istiyoruz ancak ikinci parti çoğunlukla yok. Varsa gelmişse de kısa süre içinde ya ambalajda ya içerikte standart bozulmuş. Niye böyle olmuş diye araştırdığımızda mesela bu kooperatifin ürünü başarılı olmuş, o başarıyı gören biri gitmiş o bölgede bir kooperatif daha kurmuş aynı hammaddeye ortak olup, diğerinin işi öğrenen çalışanlarını alıp aynı ürünü üretmeye çalışıyor. Sonuç ikisi de bir yere gelemiyor, içinde bulundukları durumdan şikayet ederek hayatına devam ediyor.
Dolayısıyla perakendecinin desteğiyle aşılamayacak, bu desteği engelleyen bir süreç işliyor. Bunun çözümü herkesin kooperatif kuramaması ve mevcut kooperatiflerin de kooperatifleşmesidir. Belli standartlara ulaşanların kalıcı olması, büyümesi için onun çatısı altında birleşimlerin olması, her yeni kurulanla var olandan bir şeylerin eksilmesi değil, her yeni katılımla var olan kooperatifin ölçek olarak, teknoloji olarak gelişmesi gerekiyor.
Tarımsal üretim konusundaki final mesajınız nedir?
Tarımsal üretim, çiftçilik, hayvancılık artık dedelerimizin, babalarımızın geçinmek için yaptıkları bir meslek değil. Önce bunu anlamak gerekiyor. Ülke çapında bir planlama, üretim seferberliği ilan edilmeli, bir strateji oluşturulmalı ve kesinlikle büyük sanayicilerin bu işe çok daha kapsamlı şekilde girişleri sağlanmalı. Bu strateji elbette küçük ölçekli üreticilerimizin bölgesel, butik ürünlerinin değer kazanacağı, onların da buna uygun pazarlarda ürünlerini satacağı şekilde yapılmalı.
Özen Grup çatısı altındaki perakendeyi destekleyen diğer yatırımlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?
Perakendeyi destekleyen ana şirketleri ele aldığımızda; unlu mamul alanında Rapata markamızla üretim tesislerimiz var. İstanbul ve Bursa’daki tesislerimizle, unla yapılan ne varsa üretip, tüketiciye lezzet – fiyat ekseninde uygun koşullarda sunuyoruz.
Et alanında Monet markamız çatısı altındaki entegre tesislerimizde kalite ve gıda güvenliğinde üst düzey standartları sürekli şekilde sağlayarak müşterilerimize hizmet veriyoruz.
Asıl amacı perakende yatırımlarımızı ve bu yönde fiziksel gelişimimizi verimli şekilde sağlamak olan gayrimenkul yatırımlarımızı yönettiğimiz şirketimiz mevcut.
Teknoloji alanında operasyonlarımızın tüm süreçlerine yönelik, perakendeye özgü ihtiyaçlara uygun çözümler geliştiren ÖzenTechno şirketimiz faaliyetlerini Yıldız Teknik Üniversitesi Teknokent’te sürdürüyor. Burada yürütülen çalışmalarla, perakende sektörüne özel yenilikçi teknolojiler geliştirirken; ortaya çıkan bu çözümleri yalnızca kendi operasyonlarımızda değil, sektörün tüm paydaşlarına kazandırmayı hedefliyoruz.
Özen Global şirketimiz de E-ticaret tarafındaki planlamamızı ve özellikle de ihracatımızı yönetiyor.
Son olarak çok kıymetli bir değerimiz olan, annemizin adına kurduğumuz Ayşe Hatun Özen Eğitim ve Dayanışma Vakfı (AHEV) çatısı altında sosyal sorumluluk çalışmalarımızı, sürdürülebilir şekilde planlıyor ve hayata geçiriyoruz.
AHEV’in çalışmalarından biraz daha detaylı bahseder misiniz?
AHEV’in iki ana amacı var, birincisi ailemizin hayır işlerini doğru, gerçekten faydalı olacak şekilde planlamak ve yönetmek. İkincisi de Özen Grup’un sosyal sorumluluk projelerini kurumsal bir kültür içinde, sürdürülebilir şekilde yürütmek.
Eğitim konusunda Bursa’da Hamidiye Tarım Meslek Lisesi ile bir protokol imzaladık. Oradaki gençlere önce staj imkanı, sonrasında onlara tarımla, üretimle ilgili şirketlerimizde iş imkanı sağlayacağız. Bunların yanında yılın farklı dönemlerinde ihtiyaç sahibi ailelere sıcak yemek ulaştırıyor, dezavantajlı gruplara yönelik özel destek projeleri gerçekleştiriyoruz. Topluma değer katmayı, dayanışmayı güçlendirmeyi, iyiliği çoğaltmayı ve ihtiyaç sahiplerine destek olmayı kurum kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.
“Onur Bursa’ya değer katarak kentin yerel markası oldu”
Bursa ile ilgili dile getirdiğiniz bu çalışmalar, sizinle konuşmak istediğimiz diğer bir konuya da güzel bir geçiş oldu. Onur, Şaypa gibi kentle özdeşleşen, köklü bir markayı satın aldıktan sonra, kısa sayılabilecek bir sürede Bursa’da adeta geleneksel bir marka konumuna geldi. Bu süreçten bahseder misiniz?
Tabi biliyorsunuz biz yerel-yerli bir markanın yaptığı en büyük satın almayı gerçekleştirdik. Onur’un orada başarılı olmasının birinci nedeni Bursa’nın dinamiklerine, oradaki rekabete hakim olup, Onur’un ölçek avantajını kullanırken o kentte yerel olmanın esneklik avantajını da tüketicilere yansıtmamızdır. İkinci olarak da az önce Ahev çalışmalarında bir kısmından bahsettiğim ancak çok daha fazlası olan, eğitim, spor, sanat, sosyal alanda kesintisiz şekilde sürekli projeler geliştirdik ve uyguladık.
Gross yatırımlarınıza da Bursa’da başladınız. Bu alanda hedefler ne yönde ilerleyecek ve gross formatının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bu formatın yapısı gereği büyük bir hızda mağaza açmak hem zor hem zaten iyi analiz etmeden bu şekilde bir büyüme gösterme gibi bir hırsımız yok. Şüphesiz uygun fırsatlar oluştukça Özen Gross markamızla Bursa ve farklı illerde yeni mağazalarımız olacak. Geleceğiyle ilgili düşüncemde ise esasında daha da genel olarak organize perakendenin geliştiği ve yapısal olarak Türkiye’ye yakın ülkeleri incelediğimizde pazarın aşağı yukarı yüzde 50 süpermarket, yüzde 35 discount, yüzde 15 gross olduğunu görmekteyiz. Burada tabi ülkelere göre yakın oranlarda farklılık olabilir veya bu formatların kendi içinde alt kırılımları olabilir ama genel yapı bu. Türkiye için bir dönem hiperlere olduğu gibi grossun da zamanla kan kaybedeceği yönünde bir görüş mevcut ancak ben buna katılmıyorum. O pazarın yeniden şekillendiği bir dönemdi. Şu anda ise mevcut organize perakendenin oturmuş yapısı içinde grosslar yeni rolünü alıyor. Dolayısıyla benim düşüncem bundan sonraki süreçte Türkiye’de de pazarın zamanla benzer şekilde dağılıma geleceği yönünde.
“Yeme içme ve damak zevkine yönelik konsept yatırımlarımız sürecek”
Onur Gurme markasıyla yeni bir konsepti daha tüketiciyle buluşturdunuz. Onur Gurme markasının stratejisini ve gelecekte farklı konseptlere yatırım planlarınızı öğrenebilir miyiz?
Onur Gurme, uygun lokasyonlarda, o lokasyondaki müşterilerimizin beklentilerini de bu yönde ölçtüğümüzde hayata geçirdiğimiz ve gelecekte yenilerini ekleyeceğimiz bir konseptimiz. Ürün yapısı olarak alışıldık süpermarket portföyünün biraz daha dışında, daha çok damak zevkine, yaşam kalitesine yönelik şekilde bir içeriği sunuyor. Mağazaların görselliği ve dizaynı da bu yapıyı destekler nitelikte oluşturuluyor.
Bunun dışında konsept olarak özellikle üzerinde durduğumuz bir gelişim, nüfusun demografik yapısındaki değişimle birlikte yükselen hazır – pratik gıda alanında oluyor. Biz de Onur olarak şu anda yaklaşık 30 mağazamızda tüketicilerin dinlenebileceği oturma gruplarını yerleştirdik ve burada kahve – atıştırmalık servisine başladık. Ayrıca bir mağazamızda direkt olarak alınan ürünün pişirilip servis edileceği restoran konseptimizin tasarımı yapıldı, hazırlıkları sürüyor.
Perakendenin önemli bir gündemi dijital dönüşüm. Son dönemde yapay zeka da bu sürecin önemli bir parçası olmuş durumda. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz.
İnsan hayatına giren her yenilik için tarih boyunca destek olduğu kadar yoğun muhalefet de yaşanmıştır. Şu anda dijital dönüşüm ve yapay zeka konusunda yaşadığımız süreç de bu. Bu sürecin toplumsal olarak yarattığı ve yaratacağı sıkıntılar var, bu gerçek. Ancak ben şu anda bu süreci işimize nasıl değer katabiliriz noktasında ele alıyorum ve Özen Tekno şirketimizin de kuruluşu, gelişimi bu anlayışla gerçekleştirildi. Burada tüm yaptıklarımızı tek tek anlatmaya gerek yok ancak bizim ölçeğimize ve hedeflerine sahip bir şirketin yapması gereken tüm uygulamaları, geliştirmeleri takip ediyor ve gerçekleştiriyoruz.
Teknolojinin verimli kullanımı konusunda önem verdiğimiz bir diğer konu ise güneş enerjisi yatırımlarımız. Şu anda Kumluca ve Bursa’daki tesislerimizin çatısında GES yatırımlarımız mevcut ancak asıl olarak Tunceli’de tüm operasyonumuzdaki enerji ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayacak büyük bir GES yatırımını tamamlamak üzereyiz.
“Çalışan kalitesi ve sadakati için çözüm artık pazar tatili değil”
Bu bölümde gündeme dair iki konu hakkında görüşünüzü almak istiyorum. Öncelikle Ankara’daki toplantı sonrası tekrar konuşulan “pazar tatili” konusundaki düşüncenizi paylaşır mısınız?
Perakende iş yükü fazla olan bir sektör… Her gün milyonlarca insanı ağırlayan bir sektörde saha çalışanı olmak gerçekten zordur. Ancak bu zorluğu aşmanın çözümünün artık bu “pazar tatili” meselesi olmaktan çıktığını düşünüyorum. E-ticaretin geldiği bu noktada tüketiciye alışverişini ne zaman yapacağı, ne zaman yapmayacağı yönünde bir şart koyma durumu artık kalmadı. Birçok Avrupa ülkesinde pazar günleri organize perakendeyi tekrar canlandırmak için çalışmalar sürerken bizim böyle bir geri adım atmamızı yanlış buluyorum. Çalışanlarımızın hayatını iyileştirmek, onların sektörümüzde kalıcı olmasını sağlamak için bizlerin, perakendecilerin gerekli koşulları, desteği, motivasyonu sağlaması gerekiyor. Sivil toplum kuruluşlarının da, üyelerinin çalışanlarına sağladığı sosyal – kültürel, maddi – manevi koşulları olması gereken seviyeye taşıyacak kurumsal kültüre ulaşmaları yönünde çalışmalar gerçekleştirmesinin artık buna odaklanmalarının daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Üyesi olduğunuz İstanbul PERDER’in TPF Genel Kurulu sonrasındaki duruşu ve bu konunun geleceğiyle ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Kişisel olarak da çok takdir ettiğim, başarılı bulduğum değerli TPF Başkanımızın son genel kurul sürecindeki üçüncü dönem ısrarını doğru bulmadığımı İstanbul PERDER’in bu süreçteki duruşunu doğru bulduğumu, desteklediğimi söyleyebilirim. Elbette bu konunun yerel perakendedeki güç birliğine kalıcı bir hasar vermemesi hepimizin ortak temennisi ve her ne kadar bugünlerde ilkesel olarak bir ayrılık olsa da gelecek dönemlerde bunun çözüleceğine, İstanbul PERDER’in tekrar TPF çatısı altında aktif katılımcı olarak yer alacağına inanıyorum.
Finalde sektörümüze iletmek istediğiniz mesajlar nelerdir?
47 yıllık ticaret hayatımızda şeffaf bir yönetim anlayışıyla paydaşlarımıza, iş ortaklarımıza değer katmak, kazanırken onların da kazanmasını sağlamak hep öncelikli anlayışımız oldu. Bu anlayış çerçevesinde hep beraber ekonomimizi, istihdamımızı, ülkemizi daha iyi noktalara taşımak için çalışmaya devam edeceğiz.
