Türkiye’de sulanabilir 8,5 milyon hektar tarım alanının yaklaşık yüzde 84’ü olan 7,2 milyon hektarı sulanabiliyor. Ancak son yıllarda kuraklık ve su sorunu nedeniyle sulamaya açılan alanlar yeterince sulanamıyor. Su kısıtlaması uygulanıyor. Tarımda yüzde 51 olan su verimliliğinin yüzde 70-80’lere ulaşması için kapalı sistemle suyun tarlaya ulaştırılması ve tarlada da basınçlı sulama sisteminin kullanılması gerekiyor. Suyun doğru yönetilmesi şart.
İklim krizi, her yıl kendisini daha fazla hissettiriyor. Yaşanan felaketlerin sayısı da etkisi de her geçen gün daha çok artıyor. Sadece 2025 yılına bakıldığında zirai don, şiddetli kuraklık, dolu, aşırı yağış, fırtına, hastalık ve zararlılardaki artış gibi daha birçok felaket üst üste yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.
Yaşanan felaketler, tarımsal üretime, çiftçiye, sanayiciye, ihracatçıya ve tüketiciye büyük zarar veriyor. Sadece 9-13 Nisan 2025 tarihinde yaşanan zirai donun zararı milyarlarca lirayı buldu. Hem üretimin azalması hem de fiyatların yüksek olması nedeniyle bu yaz birçok tüketici meyve yiyemedi.
Zirai don zararları Kasım’a kadar ödenecek
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamasına göre sadece zirai don zararı için çiftçiye yapılacak ödeme 46,5 milyar lira. Erdoğan’ın 26 Ağustos 2025 günü Bitlis Ahlat’ta yapılan kabine toplantısından sonrasındaki açıklamasına göre; Nisan’da etkili olan zirai don nedeniyle zarar gören ürünler için; TARSİM Sigortası kapsamında 50 bin 300 üreticiye 23 milyar lira hasar ödemesi yapılacak. Bunun 7 milyar lirası ödendi, kalan 16 milyar lirası Kasım’a kadar ödenecek.
Sigorta yaptırmayan, Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı 420 bin üreticiye Kasım’a kadar yaklaşık 23,5 milyar lira ödeme yapılacak.
Prim ödeyerek sigorta yaptıranların 23 milyar liralık hasarı Tarım Sigortaları Havuzu( TARSİM) tarafından karşılanacak. Sigorta yaptırmayanların ise zirai donun yaşandığı 9-13 Nisan 2025’e kadar yaptıkları masrafları devletçe ödenecek.
Sigorta yaptıran 50 bin kişi 23 milyar lira alacak, sigorta yaptırmayan 420 bin kişi 23,5 milyar lira alacak. Toplamda 470 bin çiftçiye 46,5 milyar lira ödenecek. Bu sadece zirai don nedeniyle yaşanan zararın bir bölümü. Sigortası olmayan ve Çiftçi kayıt Sistemi’ne kayıtlı olmayan üreticiler var. Dolu, aşırı yağıştan zarar görenler var. Son aylarda aşırı sıcak ve kuraklık zararı ciddi boyutlara ulaştı. Adana, Mersin’de aşırı sıcaktan narenciye ürünleri yandı. Karpuz, domates ve diğer ürünler olumsuz etkilendi. Zeytinde, fındıkta ve daha birçok üründe zarar var.
Kuraklık ve su sorunu verimliliği etkiliyor
Yaşanan felaketlerden birisi de susuzluk ve kuraklık. Geçmişte kuraklık 5-10 yılda bir yaşanırken son yıllarda her sene kuraklık etkili oluyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü her ay düzenli olarak kuraklık haritalarını yayınlıyor. Geçen yılın sonbaharından bu yana kuraklığın etkisi bu haritalara yansıyor. Şubat’ta açıklanan Ocak 2025 kuraklık haritasında ülkenin neredeyse tamamı “acil durum” olarak nitelendirilen şiddetli kuraklık altındaydı. Sonraki aylarda da bu durum devam etti. Nisan ve Mayıs’ta yağışlar etkili olsa da son olarak yayınlanan Haziran ve Temmuz 2025 ayı kuraklık haritası ülkenin neredeyse tamamının “şiddetli kurak” yani “acil durum” yaşadığı görüldü.
Kuraklığın en büyük etkilerinden birisi barajlarda su seviyesinin kritik noktalara düşmesi ve tarımsal ürünlerde verimliliği azaltması. Sadece bir örnek vermek gerekirse; Türkiye’nin en çok ayçiçeği üretilen bölgesi Trakya’da, iki yıldır üst üste kuraklık yaşanıyor. Normal sezonlarda dekara 180-200 kilo olan ayçiçeği verimi kuraklık nedeniyle bu yıl 100 kiloya kadar düştü. Lokal bazı yerlerde 100 kilonun altına düştü.
Tarımda su verimliliği yüzde 51
Kuraklık nedeniyle barajlardaki su seviyesinin büyük oranda düşmesi tarımsal üretimde su kısıtlamalarını beraberinde getirdi. Birçok ilde su kısıtlaması uygulamasına geçildi.
Türkiye’de suyun 77’si tarımda kullanılıyor. Dolayısıyla tarımsal sulamada suyun verimli kullanılması, tasarruf yapılması çok büyük öneme sahip.
Su verimliliği, su tasarrufu konusunda yıllardır toplantılar, etkinlikler yapılır. Genellikle evlerde kullanılan suyun tasarrufu öne çıkarılır. Elbette bunlar yapılmalı. Fakat, Türkiye’de suyun yüzde 77’si tarımda kullanılıyor. Burada yapılacak tasarruf, tarımda verimli su kullanımı çok daha önemli. Örneğin susuzluğun en üst düzeyde yaşandığı bu dönemde artık vahşi sulamadan vazgeçmek gerekir.
Tarım ve Orman Bakanlığı’na göre tarımdaki su verimliliği yüzde 51. Yani tarımdaki suyun yüzde 49’u kullanılamıyor, kaybediliyor. Sulama yapılan kanallarla baktığınızda suyun neden bu kadar kayıp olduğunu görebilirsiniz. Suyun taşındığı kanallar 1970 ve 1980’li yıllardan kalma. Doğru dürüst bakım onarım çalışmaları yapılmıyor. Bu konuda yatırım yapılmıyor. Barajdan tarlaya suyun kapalı sistemde getirilmesi gerekiyor. Bu yeni yapılan barajlarda uygulansa da hala suyun yüzde 70’i açık kanallarla tarlalara ulaştırılıyor.
Çukurova’da üretim yapan çiftçiler haklı olarak: “Kanallarda bakım onarım çalışmaları yapılsa en az bir Çukurova daha sulanır.”
Yine bir çiftçinin çok akıllıca bir önerisi var: “Mevcut kanalların içine boru döşenerek kapalı sistemle su taşınabilir.” Yapılacak çok iş var ama ne yazık ki yapılmıyor.
Su kısıtlamaları yıla damgasını vurdu
Yeraltı suyu kullananlar açtıkları kuyularda her yıl biraz daha derine inerek ve daha yüksek maliyetle ürünlerini sulamaya çalışıyor. On binlerce kaçak kuyu var. Yeraltı suları da bilinçsizce kullanılıyor. Yeraltı su kaynakları kontrolsüz kullanılıyor. Onun da bir gün sonu gelecek. Şu anda asıl sorun baraj sulamalarında yaşanıyor. Birçok ilde barajlardaki su seviyesi nedeniyle tarımsal sulamada kısıtlamaya gidiliyor.
Aydın ve Denizli’nin içinde bulunduğu Büyük Menderes Havzası’nda 2021 yılından bu yana su kısıtlaması uygulanıyor. Havza sulamasında kullanılan Adıgüzel, Cindere, Kemer, Çine Adnan Menderes ve Gökbel Barajlarında bitki su ihtiyacına göre depolama durumunun “kritik” seviyede olduğu belirtilerek önceki yıllar sulama sezonunda sadece iki kez su verilmesi uygulamasına geçildi. 2025’te kısıtlama daha da katı uygulamaya başlandı. Başlangıçta tarım alanlarının sadece yarısına su verilmesi, kalan yarısında kuru tarım yapılması kararı alındı. Su verilecek olan havzanın içerisinde kalan tüm ürünlere en fazla 2 defa sulama suyu verileceği ilan edildi. Ancak daha sonra tepkiler üzerine biraz esnetilse de başta Söke Ovası olmak üzere birçok üretim merkezinde su sorunu nedeniyle çiftçi ürün desenini değiştirdi. Pamuk yerine ayçiçeği üretimine yönelenler oldu.
Sezon öncesi Kırıkkale’de Sulakyurt Barajı ve Kalecik-Uludere Barajı’nda doluluk oranlarının yüzde 6 seviyelerinde kalması nedeniyle bu barajların tarımsal üretimde kullanıma kapatıldığı bilgisi verildi.
Kahramanmaraş Kartalkaya Barajı’nda aktif doluluk oranının yüzde 40 olması nedeniyle tarımsal sulamaya su verilmeyeceği açıklandı.
Adana Ceyhan Sol Sahil Sulama Birliği Aslantaş Barajı’ndan geçen yıla göre yüzde 30 kısıtlı su alınacağı için gece sulaması yapılması önerilirken ikinci ürün olarak sadece soyaya su verileceği ilan edildi. Diğer ürünler için damla sulama şartı getirildi. Damla sulama yoksa su verilmedi.

Tarımda 24 milyon hektarın 7,3 milyon hektarı sulanabiliyor
Devlet Su İşleri(DSİ) Genel Müdürlüğü, “2025 Yılı Performans Programı”nda yer alan verilere göre; Türkiye’nin 78 milyon hektar olan yüzölçümünün yaklaşık olarak 24 milyon hektar alanı ekilebilir tarım arazisi olup, 2027 yılı sonuna kadar 7,63 milyon hektar alanın sulanması hedefleniyor. Program’da özetle şu bilgilere yer veriliyor: “ Ülkemiz yarı kurak iklim özelliklerine sahiptir. Yağış rejimi, iklim özellikleri ve mevsimsel özelliklere bağlı olarak bölgesel farklılıklar göstermekle birlikte yıllık ortalama yağış miktarı 574 mm, yıllık yağış miktarı da 450 milyar metreküp olarak hesaplanmıştır.
Türkiye genelinde depolama hacmi mevcut durumda 183,44 milyar m³ olup sulanan alanın brüt 7,2 milyon hektar olduğu tespit edilmiştir.
Bir ülkenin su potansiyeli yönünden zengin bir ülke olarak değerlendirilebilmesi için kişi başına su potansiyelinin 1.700 m³/yıl’dan büyük olması gerekmektedir. Ülkemizin teknik ve ekonomik kullanılabilir su potansiyeli dikkate alındığında kişi başına düşen su miktarı 1.312 m³/yıl mertebesindedir. Buradan da görüleceği gibi, su potansiyeli bakımından zengin bir ülke olmayan Türkiye’nin, nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri dikkate alındığında gelecek yıllarda su kısıtı bulunan ülkeler arasında yer alması muhtemel görülmektedir. Bu nedenle suyun tasarruflu ve optimum bir şekilde kullanılması önem arz etmekte ve depolamalı tesisler yapılması suretiyle su kaynakları potansiyelinin değerlendirilerek çok maksatlı bir şekilde kullanılmasına yönelik çalışmalarının yürütülmesi gerekmektedir. Ayrıca işletmede olan sulamalarda su kayıplarının önüne geçilerek suyun daha etkin ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi, toprağın kalitesini etkileyen drenaj sorunlarının giderilebilmesi maksadıyla yenileme projelerinin ön plana çıkarılması ve klasik açık sistem sulama şebekeleri yerine modern kapalı basınçlı borulu sulama sistemlerinin kullanımının yaygınlaştırılması hedeflenmektedir.
Son yıllarda küresel iklim değişikliğinin etkisi ile yağış miktar ve rejiminde büyük değişimler görülmektedir. Bu durum geliştirilen projelerde kaynak-ihtiyaç dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. İklim değişikliği etkilerinin dikkate alınarak mevcut projelerden maksimum faydanın elde edilebilmesi ve optimum proje formülasyonlarının geliştirilebilmesi amacıyla ülkemizdeki 25 hidrolojik havzada master planların güncelleme çalışmalarına başlanması hedeflenmektedir.”
Suyun yüzde 77’si tarımda kullanılıyor
Devlet Su İşleri(DSİ) verilerine göre; ülkemizde halen, ekonomik olarak sulanabilecek 8,5 milyon hektar tarım alanının yaklaşık yüzde 84’ü olan 7,2 milyon hektarı sulanabiliyor. Beslenme ihtiyacının karşılanması, sanayinin ihtiyacı olan tarım ürünlerinin dengeli ve sürekli üretilebilmesi, tarım kesiminde çalışan nüfusun işsizlik probleminin çözülmesi ve hayat standardının yükseltilmesi için kalan 1,4 milyon hektar alanın da sulanması ve bunun için gereken sulama tesislerinin bir an önce inşa edilmesi büyük önem taşıyor.
Türkiye’nin yıllık su tüketimi 57 milyar metreküp’e ulaştı. Bu suyun; 44 milyar metreküpü (%77) sulama, 13 milyar metreküpü (%23) içme-kullanma suyu, sanayi suyu ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılıyor.
Türkiye’de suyun dörtte üçü sulamada kullanılmakta olup bu yüzden sulama tesisleri inşa edilirken modern ve tasarrufu en yüksek yağmurlama ve damlama sistemleri tercih edilmesi gerekiyor.
Kapalı sistem basınçlı borulu sulamaya geçilmesi ile iletim kayıpları minimum seviyeye indirilmekte ve tarla içi sulama sitemleri ile önemli ölçüde su tasarrufu sağlanarak çiftlik randımanı maksimum seviyeye yükseltilmesi mümkün oluyor.
Yağmurlama sulamalarda yüzde 35, damla sulamalarda ise yüzde 65 oranında su tasarrufu sağlanabiliyor. Modern sulama ile tarımda sağlanan verim artışları, üretim deseninin çeşitlenmesi, çiftçi gelirlerinde doğrudan ve dolaylı artışa neden oluyor. Bu durum bir yandan kırsal kalkınmanın hedeflerinden olan yoksulluğun azaltılması amacına hizmet etmekte olup bir taraftan da yaşam standardını yükselttiği için göçü önlüyor.
Klasik sulama sistemlerinde 8 hektar sulama alanına saniyede ortalama 30 litre su verilirken modern sulama yöntemlerinden yağmurlama ve damlama sulamalarda 8 hektara saniyede ortalama 10 litre su verilmektedir. Böylelikle 2/3 oranında su tasarrufu sağlanmaktadır.
Türkiye’nin su yönetimi sorunları ve çözüm önerileri
Su politikaları konusundaki çalışmaları ve bilgi birikimi ile bilinen Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız “Barajlar boşaldı, su kesintileri başladı. Türkiye’nin su yönetimi sorunları ve çözüm önerileri” başlığı ile önemli bir makale yayınladı. Makalede Türkiye’nin su potansiyeli ve üretimi ile ilgili özetle şu bilgilere yer veriyor:
“Türkiye teknik ve ekonomik olarak kullanabileceği 112 milyar m3(metreküp) suyun halen 57 milyar metreküpünü çekmektedir. Bu durumda suyunun yaklaşık yüzde 51’ini kullanmaktadır. Kişi başına düşen su miktarı açısından su stresi yaşama sınırında bir ülkeyiz. Kişi başına yıllık ortalama su miktarı 1200 metreküp seviyesindedir. Bu da uluslararası kabul gören kritere göre ülkemizi su stresi yaşayan ülke kategorisine sokmaktadır. Nüfusumuz arttıkça da su fakiri ülke olmaya yaklaşıyoruz. Ayrıca bu oranlar ortalama değerlerdir. Bölgesel olarak birçok bölgemiz su fakirliği yaşamaktadır.”
Su ve nüfus dağılımı dengesiz
Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız, nüfus ile su kaynakları arasındaki dengesizliğe dikkat çekerek önemli bir noktaya değiniyor: “ Türkiye’de su ve nüfus, ülke yüzölçümüne eşitsiz dağılmış durumdadır. Akışa geçen suyumuzun yüzde 60’ı Samsun -Mersin hattının doğusunda yer alırken, nüfusun ise sadece yüzde 35’i bu bölgede yaşamaktadır. Örneğin, Marmara bölgemizde toplam nüfusumuzun yaklaşık yüzde 25’i yaşarken toplam su kaynaklarımızın sadece yüzde 5’i bu havzada yer almaktadır. Türkiye, bu nedenle bazı bölgelerdeki su kaynakları üzerinde çok yoğun bir nüfus baskısı yaşamaktadır. Ayrıca özellikle batı bölgelerinde artan su kirliliği baskısı da mevcuttur. Bunun yanı sıra iklim değişikliğinin de etkisi ile fiziki su sıkıntıları artmaktadır.”
Su yönetiminde çok başlılık var
“İdari olarak ise su yönetiminde çok başlı, çok parçalı ve koordinasyon eksikliği içinde bir yapı mevcuttur.” Diyen Dursun Yıldız’ın bu konudaki değerlendirmesi ise şöyle: “Türkiye 13 yıldır su yönetiminde bir geçiş dönemi yaşamaktadır. Su kaynaklarının havza ölçeğinde bütünleşik olarak yönetimine karar vermiş ancak bunun yasal ve kurumsal altyapısı 13 yıldır kurulamamıştır. Su Yasası taslağı hala yasalaşmamış, tarımda modern sulama sistemlerine geçiş rehabilitasyon projesinin oranı yüzde 33’de kalmıştır. Fiziki su varlığımız; nüfus artışı, kirlilik ve plansız yönetim baskısı altında. İdari olarak da sosyo-politik baskılar altında ve çok başlı, çok parçalı ve koordinasyon eksikliği içindedir. Bunun yanı sıra imar planı, arazi planlaması ve su kaynakları planlaması ilişkisi tamamen kopuk olduğu için üç büyük ilimize ve bazı turistik ilçelerimize plansız kentleşme ile nüfus yığılmaları büyük su baskıları yaratmaktadır.”
Türkiye’nin su yönetimi konusundaki acil ihtiyacı nedir?
Su konusunda Ulusal Su Planı, Havza Su Yönetimi Stratejik Planı ve havza ölçeğinde birçok koruma, yönetim, taşkın ve kuraklık yönetim, su tahsisi gibi planların olduğunu hatırlatan Yıldız: “ Ülkemizin bu planları toplum yararına ve ulusal çıkarlarımızı koruyarak havza ölçeğinde uygulayacak bir yönetim anlayışına ve etkin kurumsal yapıya ihtiyacı bulunmaktadır.
Su yönetiminde çoklu disiplinli bir bakış açısı ile su, enerji, gıda ve çevre politikalarının birbiriyle olan ilişkisi dikkate alınarak eylem planları belirlenmelidir. Su konusunda arz ve talep yönetimi birlikte yapılmalıdır. İnsani su hakkı herkes için sağlandıktan sonra su talebinin yönetilmesi ve verimlilik esas alınmalıdır. Su yönetiminde iklim değişikliği ve diğer faktörlerin yarattığı belirsizlikler artmaktadır. Bu da risk ve belirsizlik yönetimini gerekli kılmaktadır.
Su konusunda riski yönetmezseniz kriz kapınızı çalar. Kriz yönetiminin sosyal ve ekonomik faturası ise ağır olur. Kriz dönemlerinden en az kayıpla çıkabilmek için su altyapısındaki verimliliği arttırmak, Kurumsal kapasitemizi geliştirmek su yönetim ve kullanım alışkanlıklarımızı değiştirmek zorundayız. Bu paradigma değişimi olmadan alınan tedbirler hazırlanan eylem planları artan su sorunlarının çözümünde yetersiz kalacaktır.
Bu kapsamda diğer tedbirlerin yanı sıra acil olarak ; su ile ilgili ölçülebilir stratejik hedefler belirlenmeli, sivil toplum kuruluşları(STK) ile işbirliği içinde toplumsal bir “Su Kültürü” programı başlatılmalı. Güçlü bir veri toplama ve bilgi işlem ağı kurulmalı ve havza yönetimi için tüm paydaşların yetki görev ve sorumluluklarını da içeren “Havza Su Yönetimi Rehber Dokümanı” hazırlanmalıdır.
Türkiye’nin su konusunda acil eylem planı, Su Politikaları Derneği’nin 3K prensibi doğrultusunda, koruma, kullanma ve kapasite geliştirme konularında etkinlik ve verimlilik anlayışı üzerine kurulmalıdır.” değerlendirmesini yapıyor.
Mevcut yaklaşım devam ederse ne olur?
Su konusunda yaşanacak sorunların, gıda güvencesinin yanı sıra enerji ve çevre güvenliğini de doğrudan ilgilendirdiğine dikkat çeken Dursun Yıldız: “ Bu güvenlik konuları dünyadaki birçok ülke tarafından ulusal güvenlik meselesi olarak ele alınmaktadır. Su konusunda mevcut yaklaşımın dışında radikal bir düşünce devrimi yapıp yenilikçi yönetim adımları atmalıyız. Aksi takdirde en çok 15 yıl içinde en az 6 su havzamızda yaşanacak olan su bütçesi açıkları su kısıtlamalarının artmasına neden olacaktır. Bu durum sektörler arası, iller arası su gerilimleri yaratacaktır. Göller ve sulak alanlarımızın kuruması, nehirlerimizin kirlenmesi ekolojik dengeyi bozacak ve birçok çevresel sorun oluşturacaktır.
Mevcut durumun sürmesi su krizleri döneminde su konusunda yönetimi acil tedbirler almaya zorlayacaktır. Bu da ekonomik ve ekolojik olarak rantabilitesi düşük acil su temini projelerinin artmasına neden olacaktır. Su yönetiminde plansız ve kısa vadeli çözümler öne çıkacaktır.
Mevcut yaklaşımın devam etmesi suyun bir insan hakkı olarak kamu hizmeti anlayışı ile verilmesini zora sokacaktır. Ayrıca su yönetimin önemli bir bölümü olan atık su yönetimi de olumsuz etkilenecektir.” bilgisini verdi.
Bakan İbrahim Yumaklı’ya göre yaşananlar “yeni normal”
Su ve kuraklık konusunun gündemde olduğu Ağustos ayında Ulusal Su Kurulu 4. Toplantısını yaptı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın başkanlığında 18 Ağustos’ta Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nde gerçekleştirildi.
Bakan Yumaklı, yaptığı konuşmada, iklim değişikliğinin tüm dünya için sorun haline geldiğine işaret ederek, kuraklık, su kıtlığı, taşkınlar, zirai don ve orman yangınları gibi olayların artık birer istisna değil, “yeni normal” olduğunu söyledi.
Türkiye’nin konumu nedeniyle küresel ısınma ve iklim değişikliklerinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldığını anımsatan Yumaklı, 2024’ün son 53 yılın en sıcak yılı olduğunu ve yağışların uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 6,3 azaldığını bildirdi.
Yumaklı, 1 Ekim’de başlayıp 30 Eylül’de sona eren “su yılı” verilerine de dikkati çekti. 2025 su yılında yağışların geçen yılın yüzde 28 altında gerçekleştiğini vurgulayan Yumaklı, “Türkiye geneli 10 aylık su yılı yağışları, son 52 yılın en düşük seviyesine inmiştir. Bu dönemde Güneydoğu, Batı, iç kesimler ve Trakya bölgelerimizde kuraklıklar yaşanmaktadır. 2100 yılına kadar ülkemizde ortalama sıcaklıkların 4 ila 6 derece arasında artması beklenmektedir.” diye konuştu.
Su kaynakları 2100’e kadar yüzde 25 azalacak
Bakan Yumaklı, ardışık kurak geçen gün sayılarının 4-15 gün artması, Türkiye’nin doğusu ve güneydoğusunda sıcak hava dalgası beklenen gün sayısının yılda 15 günden 200 günlere ulaşması, toplam kar örtüsünde azalmaların yaşanması ve sıcak hava dalgalarındaki hızlı artış gibi sebeplerden dolayı orman yangınları riskinin de artmasının beklendiğini ifade etti.
Söz konusu nedenlerle 2100’e kadar su kaynaklarının yaklaşık yüzde 25 azalabileceğinin tahmin edildiğini aktaran Yumaklı, şöyle devam etti: “Son 23 yılda suyun akışına yön vermek adına 3,4 trilyon lira yatırım yaparak, 11 bine yakın su ve sulama eserini ülkemize kazandırdık. Bu yıl su ve sulama yatırımlarına 147 milyar lira kaynak ayırarak, 321 projeyi daha hayata geçireceğiz. Modern sulama sistemlerini yaygınlaştırıyor, yapay zekâ destekli sulama otomasyonu ve elektronik su yönetim sistemlerini kuruyoruz. Kapalı sulama sistem oranını yüzde 38’den 2028’e kadar yüzde 45’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bireysel sulama sistemlerine destek sağlıyoruz. Atık su ve atık yönetimi, yenilenebilir enerji ve döngüsel ekonomi tipi yatırımlara, azami yüzde 75’i geçmemek kaydıyla ek yüzde 10 kamu katkısı veriyoruz.”
Özetle, susuzluk ve kuraklık tarımın geleceğini tehdit ediyor. Gerekli önlemler alınmazsa gıda güvencesi tehlikeye girmesi kaçınılmaz olacak. Ayrıca susuzluk nedeniyle tarımsal üretimde ciddi verim kaybı nedeniyle dışa bağımlılık artacaktır.
Yapay zeka destekli sulama ciddi tasarruf sağlıyor
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarlalarda su tüketimini azaltarak israfı önleyen ve tarımsal verimliliği artıran sulama otomasyonu uygulamalarını ülke geneline yaymak için çalışmalar yapıyor.
Yapay Zekâ Destekli Sulama Otomasyonu uygulamasını ilk olarak Adana, Afyonkarahisar ve Denizli’deki sulama projelerinde hayata geçiren DSİ, yüzde 40’lara varan su tasarrufunun yanında önemli ölçüde verim artışı elde edilmesini sağladı.
Yapay zekâ destekli otomasyon uygulamalarıyla; toprak nem sensörleri, hava durumu istasyonları ve bitki ölçüm cihazları gibi sensörler sayesinde tarım arazilerindeki nem düzeyi, hava koşulları ve bitkilerin durumu gibi önemli veriler toplanıyor. Elde edilen veriler bulut tabanlı platformlarda işlenerek çiftçilere gerçek zamanlı sulama imkânı sunuluyor. Böylece
çiftçiler bitkilerin sulama gereksinimlerine ilişkin hassas bilgileri elde ediyor ve su kaynaklarını israf etmeden verimli bir şekilde kullanabiliyor.
Yüzde 40 su tasarrufu sağlayan otomasyon sisteminin avantajları:
• Otomatik sulama sistemi sayesinde istenilen zaman ve sürelerde sulama yapılması sağlanır.
• Sulama zamanı olarak güneş ışınlarının etkisini azalttığı anlarda suyun buharlaşmadan toprağa işlemesi sağlanır.
• Herhangi bir personel yardımına ihtiyaç duyulmadan profesyonel malzemelerle sistematik şekilde sulama işlemleri otomatik olarak yerine getirilir.
• Gereksiz su kullanımını engeller, su kullanımını optimize ederek su maliyetlerini azaltır. Su tasarrufu, yer altı su kaynaklarının korunmasına ve sulama kaynaklarının sürdürülebilirliğine katkıda bulunur.
• Gereksiz enerji kullanımı engellenir.
• Otomatik sulama ile sistemde bulunan pompa, boru vb. ekipmanlar korunur.
• Patlak, aşırı basınç, kayıp ve kaçak durumlarının önüne geçilir.
• Bitkiye ihtiyaç duyduğu kadar su verilir.
• Otomatik sulama sistemleri, bitkilerin ihtiyaç duyduğu su miktarını ve sıklığını hassas bir şekilde sağlayarak bitki stresini azaltır ve verimi artırır.
• İşçilik maliyetini azaltır. Manuel sulama işlemlerinden kaynaklanan zaman kaybını ortadan kaldırır. Bu, çiftçilere ve tarım işletmelerine zamanlarını daha verimli bir şekilde kullanma imkânı sağlar.
• Bitki ve ürün kaybını ortadan kaldırır.
• Sulama sistemindeki olası problemler ve bilgilendirmeler sisteme tanımlanan telefon numaralarına SMS olarak bildirildiğinden olumsuzluklara en kısa zamanda önlem alınır.
• Çeşitli tarım alanları ve bitki türleri için esnek çözümler sunar. Farklı ihtiyaçlara ve koşullara göre sulama programları kolayca ayarlanabilir.
Su sorunu 25 yıl önce de tespit edildi, çözüm üretilemedi
O zamanki adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 2001 yılında “Türkiye Sulama Raporu” hazırlayıp yayınladı. Bakan Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp, tarımda sulamanın önemine ve yaşanan su sorununa dikkat çekmek istemiş ve bu raporu da o amaçla hazırlatmıştı.
Raporda aynen şöyle deniliyordu: “Türkiye, göller ve nehirlerden oluşan tatlı su kaynaklarına sahip olmasına rağmen, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. Aksine gerekli önlemler alınmadığı taktirde yakın gelecekte su sorunları yaşamaya aday bir ülke konumundadır.”
Aynı raporda Türkiye’nin kişi başına düşen su potansiyeli 2000 yılı nüfus sayımının kesin olmayan sonuçlarına göre Türkiye nüfusunun 65 milyon kabulü ile 3 bin 600 metrekp iken, kullanılabilir su varlığı bakımından kişi başına düşen su miktarı 1692 metreküptür. Ülkemizin kişi başına düşen kullanılabilir su varlığı bakımından diğer bazı ülkeler ve dünya ortalaması ile karşılaştırıldığında, su kısıtı bulunan ülkeler arasında yer aldığı görülmektedir.”
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2001 yılında dikkat çektiği su sorunları bu yıllarda çok yoğun olarak yaşanıyor. Kişi başına kullanılabilir su miktarı Devlet Su İşleri verilerine göre 1312 metreküpe kadar düştü. Hem nüfus artışının bunda etkisi var hem de su kaynaklarının azalması, yağışların yetersiz olması bunda etkili olduğu söylenebilir.
Yine 24 yıl önceki raporda “gerekli önlemler alınmadığı taktirde su sorunları yaşanacağına dikkat çekiliyor. Demekki gerekli veya en azından yeterli önlemler de alınmadı.
Küresel ısınma, orman yangınları ve kuraklık uyarısı
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2001 yılı “Türkiye sulama Raporu’nda 2025 yılında neler yaşanabileceği tek tek sıralanmış ve hemen hepsi de doğru tahmin edilmiş. Öngörüler özetle şöyle:
Türkiye, küresel ısınmanın, özellikle su kaynaklarının zayıflaması , orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz yönlerinden etkilenecektir ve küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk grubu ülkeler arasındadır.
Sıcak ve kurak devrenin uzunluğundaki ve şiddetindeki artışa bağlı olarak orman yangınlarının frekansı, etki alanı ve süresi artabilir.
Türkiye, bugün Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da egemen olan daha sıcak ve kurak bir iklim kuşağının etkisinde kalabilecektir.
Su yasası hala yok!
Türkiye’nin kurak ve yarı kurak alanlarındaki, özellikle kentlerdeki su kaynakları sorunlarına yenileri eklenecek, tarımsal ve içme amaçlı su ihtiyacı daha da artabilecektir.
Ayrıca iklim değişikliği, Türkiye’nin özellikle çölleşme tehdidi altındaki yarı kurak ve yarı nemli bölgelerinde(İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde),tarım, ormancılık ve su kaynakları açısından olumsuz etkilere yol açabilecektir.
Raporda belirtilen “Su Yasasının hazırlanarak kanunlaştırılmasının sağlanması” önerisi aradan geçen 24 yılda da gerçekleşmedi. Türkiye’nin hala bir su kanunu yok.