Home Alp Önder Özpamukçu Zincir Marketlerin Piayasa Gücü Küçük Esnafı Yendi Türkiye’de İş Dünyası Dergisi

Zincir Marketlerin Piayasa Gücü Küçük Esnafı Yendi Türkiye’de İş Dünyası Dergisi

0

Kaynak : Giray Ürey

Türkiye’de İş Dünyası Dergisi

BİM, Migros, A101 ve ŞOK gibi dev oyuncuların öncülüğünde büyüyen organize perakende sektörü, Türkiye ekonomisinin en stratejik alanlarından biri haline geldi. Ancak uzmanlara göre sektörün önündeki en kritik sınav; zincir marketlerin yükselişi ile yerel perakendenin sürdürülebilirliği arasındaki dengeyi kurabilmek. Rekabet koşullarının nasıl şekilleneceği, yerel üreticilerin sistem içindeki konumu ve dijitalleşmenin hızı, sektörün geleceğini belirleyen temel unsurlar arasında gösteriliyor.

Türkiye’de gıda ticareti ve genel perakende sektörü, son 30 yıllık periyotta yalnızca büyüklük açısından değil, iş yapış biçimleri, tüketici alışkanlıkları, tedarik zinciri yapıları ve rekabet dinamikleri bakımından da küresel trendlere paralel biçimde son derece köklü ve kapsamlı bir kabuk değişimi yaşıyor. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren ivme kazanan, her geçen yıl daha da hızlanan ve günümüzde adeta önü alınamaz bir dönüşüm hareketine dönüşen organize perakendeleşmə dalgası, pazarın geleneksel aktörleri ile yeni nesil büyük ölçekli oyuncuları arasındaki dengeleri tamamen değiştirmiş durumda. Sermaye gücü, yüksek operasyonel verimlilik, yaygın lojistik ağ hakimiyeti, gelişmiş tedarik sistemleri ve veri analitiği yetkinlikleriyle donatılmış olan ulusal zincir marketler ile indirim (discount) mağazaları, yalnızca büyük şehirlerde değil Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılarak ticari ekosistemi adeta yeniden şekillendiriyor ve sektörün geleceğini belirleyen temel aktörler haline geliyor.

SAYILARLA PERAKENDEDE DEVLEŞME

Türkiye’de ticaret ve perakende sektörünün büyüklüğü incelendiğinde, en yüksek satış hacmine (ciro) sahip şirketlerin ilk sıralarını ulusal zincir marketlerin parsellediği açıkça görülüyor. Sektör analizlerine ve güncel finansal raporlara göre, günümüzde 50’nin üzerinde şube sayısını aşan (ki bunların bazıları 1.000 şube sayısının üzerindedir) 40’ın üzerinde zincir market markası bulunuyor.

Türkiye genelinde discount (indirimli) mağaza sayısı ise 38.000 adete dayanmış durumda. Yüksek operasyonel verimlilik, düşük maliyet ve topluma en uygun fiyatı sunma esasına dayanan bu perakende ticaret modeli hızla artmaya devam ederken, günümüzde 10 şube ve üzeri olan organize perakende işletmeleri piyasada %68’lik devasa bir paya ulaşmış vaziyette.

Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) sunulan son dönem mali tabloları ve şirketlerin kurumsal veri havuzları incelendiğinde, bu büyük oyuncuların ulaştığı operasyonel büyüklük ve ciro projeksiyonları şu çarpıcı verilerle kendini gösteriyor:

  • BİM Birleşik Mağazalar A.Ş.: KAP’a bildirilen son finansal raporlar ve gelecek projeksiyonları incelendiğinde, BİM için 520 milyar TL gibi devasa bir ciro öngörüsü paylaşıldı. 10 bini aşkın mağazası ve iştirakleriyle pazarın en büyük sacayaklarından birini oluşturuyor.
  • Migros Ticaret A.Ş.: Süpermarket konseptinin lider oyuncularından Migros için paylaşılan ciro projeksiyonu ise tam 293,8 milyar TL seviyesinde.
  • A101 ve ŞOK: Türkiye’nin 81 ilinde ve ilçelerinde en yaygın coğrafi ağa sahip olan indirim marketi konumundaki A101 ve Ülker Grubu bünyesinde faaliyetlerini sürdüren ŞOK Marketler de eklendiğinde, sadece en büyük birkaç zincirin toplam cirosu trilyonlarca liralık bir ekonomik büyüklüğü ifade ediyor.

“ASIL MESELE ADİL REKABETİ SAĞLAMAKTIR”

Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) Başkanı Ömer Düzgün, büyük ölçekli zincir marketlerin agresif büyüme projeksiyonlarının yerel perakende ve Anadolu ekonomisi üzerindeki etkilerini gazetemize değerlendirdi. Türkiye’de organize gıda perakendesinin son yıllarda hem ölçek hem de yaygınlık açısından ciddi bir büyüme gösterdiğini belirten Ömer Düzgün, bu büyümenin sektörün kayıtlı ekonomi içinde gelişmesi, lojistik altyapının güçlenmesi ve tüketiciye daha sistemli hizmet sunulması açısından önemli katkılar sağladığını ifade etti.

Ancak büyümenin getirdiği yan etkilere karşı uyarılarda bulunan Düzgün, perakende dünyasındaki gelişmeleri ve dengeleri şu sözlerle aktardı:

“Zincir marketlerdeki BİM 520 milyar TL, Migros 293,8 milyar TL gibi devasa ciro projeksiyonları karşısında dikkat edilmesi gereken temel konu, rekabetin dengeli ve sürdürülebilir şekilde korunmasıdır. Bugün yerel zincirler Anadolu’nun her şehrinde üreticiyle, çiftçiyle ve bölgesel ekonomiyle doğrudan bağ kuran yapılardır. Sadece ticari işletmeler değil; aynı zamanda istihdam oluşturan, yerel üretimi destekleyen ve bulunduğu bölgenin ekonomik döngüsünü canlı tutan yapılardır. Büyük ölçekli zincirlerin agresif büyümesi karşısında yerel perakendenin korunması, aslında Türkiye’nin ekonomik çeşitliliğinin korunması anlamına gelir. Perakende sektöründe sağlıklı yapı; yalnızca birkaç büyük büyüdüğü değil, yerel ve bölgesel markaların da güçlenebileceği dengeli bir ekosistemle mümkündür. Rekabetin olduğu yerde hizmet kalitesi artar, tüketici kazanır, üretici alternatif kanallara ulaşır.”

Büyük ölçekli yapıların karşısında küçük işletmelerin ve yerel zincirlerin korunması adına atılması gereken adımlara da değinen TPF Başkanı Ömer Düzgün, rekabet şartlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi.

“UZMANLARA GÖRE SEKTÖRÜN GELECEĞİNDE BELİRLEYİCİ OLACAK UNSUR YALNIZCA MAĞAZA SAYISI DEĞİL; VERİ ANALİTİĞİ, YAPAY ZEKA DESTEKLİ STOK YÖNETİMİ, ÇEVRİMİÇİ SATIŞ KAPASİTESİ VE LOJİSTİK GÜCÜ OLACAK. BU NEDENLE ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE REKABET, RAFLARDA OLDUĞU KADAR TEKNOLOJİ YATIRIMLARINDA DA YAŞANACAK.”

MARKETLER NASIL DEVLEŞTİ?

Türkiye’de organize gıda perakendesinin yükselişi son 30 yılda dikkat çekici bir boyuta ulaştı. Sektör verilerine göre;

  • 1995 yılında modern perakendenin toplam gıda satışlarındaki payı yaklaşık yüzde 15 seviyesindeyken, bugün bu oran yüzde 65’in üzerine çıktı.
  • Türkiye genelinde faaliyet gösteren indirim marketlerinin (discount) sayısı 38 bin mağazayı aşmış durumda.
  • Sadece BİM, A101 ve ŞOK’un toplam mağaza sayısı 35 bine yaklaşarak, birçok Avrupa ülkesindeki toplam süpermarket sayısını geride bırakıyor.
  • Türkiye’de her gün ortalama 10 milyondan fazla kişi indirim marketlerinden alışveriş yapıyor.
  • Organize perakendenin toplam gıda perakendesindeki payı son yıllarda hızla artarken, geleneksel bakkal ve küçük marketlerin payı düzenli olarak geriliyor.

“Burada temel yaklaşım ‘büyüyeni cezalandırmak’ değil, rekabet şartlarını daha adil hale getirmek olmalıdır” diyen Düzgün, perakende federasyonunun çözüm önerilerini, beklentilerini ve küçük işletmeleri koruyacak tedbirleri şu şekilde sıraladı:

  • Mağaza Enflasyonunun Önlenmesi: “Yan yana, aynı sokakta kontrolsüzce mağaza açılmasıyla ortaya çıkan mağaza enflasyonunun önüne geçecek yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir.”
  • Sıkı Denetim ve Yaptırımlar: “Gramaj hilelerine karşı piyasada çok daha sıkı denetim ve tavizsiz yaptırımların uygulanması, adil rekabeti koruyacak adımların başında gelmektedir.”
  • Finansal Destekler: “Küçük işletmelerin ve yerel zincirlerin maliyet baskılarına karşı korunması için uygun finansman modelleri geliştirilmelidir.”
  • Yoğunlaşma Sınırı: “Aynı bölgede aşırı yoğunlaşmayı önleyecek rekabet dengeleri mutlak surette gözetilmelidir.”
  • Dijitalleşme ve Teknolojik Dönüşüm: “Dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm konusunda küçük işletmelere kapsamlı destek verilmesi son derece önemlidir.”
  • Stratejik Sektör Tanımı: “Yerel üretim ve yerel istihdam oluşturan perakende yapıları artık devlet nezdinde ‘stratejik sektör’ olarak değerlendirilmelidir.”

Türkiye Perakendeciler Federasyonu olarak temel yaklaşımlarının yerel zincirlerin modernleşmesi, kurumsallaşması ve rekabet gücünün artırılması olduğunu belirten Ömer Düzgün, “Çünkü güçlü yerel perakende; güçlü üretici, güçlü şehir ekonomisi ve güçlü istihdam demektir” diyerek sözlerini tamamladı.

PİYASANIN YENİ NORMALİ NEDİR?

Konunun makroekonomik boyutunu, pazar konsolidasyonunu ve fiyat dengelerini değerlendiren İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Şener ise daha net ve köşeli bir tablo çizerek, piyasadaki güç dengesinin artık geri dönülemez bir kulvara girdiğini belirtti. 1990’lı yılların, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yoğun olarak zincir marketlerin çoğalmaya başladığı ve yavaş yavaş küçük esnafın azaldığı yılların başlangıcı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Sefer Şener, günümüzde 10 şube ve üzeri organize perakende işletmelerinin yüzde 68’lik paya ulaşmasının piyasanın yeni normali olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“1990’lı yıllarda Türkiye’de yaygınlaşmaya başlayan zincir marketler bugün artık geri dönülemeyecek şekilde piyasaya hâkim durumdadırlar. Bu yapılanma tarzı sadece Türkiye’de var olan bir durum değildir. Bugün Avrupa’da hangi ülkeye bakarsanız bakın, Amerika’da da aynı şekilde zincir market yapılaşması hakimdir. Artık küresel sistem bu şekilde işlemektedir. Yani günümüzde zincir marketler piyasayı domine etmektedir. Bu devasa cirolar ve pazar payları zincir marketlerin operasyonel gücünün ve piyasaya tamamen hâkim olduklarının açık bir göstergesidir. Ciro büyüklükleri tek başına her durumu izah etmez ancak pazara hakimiyet ve pazar büyüklüğünü göstermesi anlamında en somut veridir. Ayrıca bu derece büyük bir pazar hakimiyeti, ölçek ekonomisinin ne kadar güçlendiğinin işaretidir. Doğal olarak bu büyüklükteki oluşumlar öncelikle üreticiden çok daha düşük maliyetle ürün alabilmektedirler; yani bu yönüyle muazzam bir avantaja sahiptirler.”

Zincir marketlerin sektörünü her geçen gün daha fazla konsolide ettiğini, yani piyasanın şekillenmesinde mutlak güç haline geldiklerini belirten Prof. Dr. Sefer Şener, küçük esnafın geleceğine dair kaçınılmaz sonu ve alınabilecek kısmi tedbirleri şu sözlerle aktardı:

“Mutlaka uzun vadede küçük esnaf ya franchise (bayilik) modeline geçmeyi tercih edecek ya da niş, özel ürünlere yönelecek ya da dükkânını kapatmak zorunda kalacaktır. Esnafın korunması adına; küçük esnafa vergi ve kira desteği, düşük faizli finansman ve dijitalleşme desteği sağlamak elbette onların piyasada ayakta kalma sürelerini uzatacaktır. Yine zincir marketlere bölgesel yoğunlaşma sınırı getirilmesi, raf alanlarında yerel üreticiden belli oranlarda ürün bulundurma zorunluluğu konulması, kooperatiflerden ve küçük tedarikçilerden ürün alma mecburiyeti getirilmesi küçük esnafı belli ölçülerde korur. Aşırı indirim kampanyalarına ve çalışma saatlerine kısıtlamalar getirilmesi küçük esnafa nefes aldırır. Fakat ne olursa olsun, hangi tedbirler alınır alınsın; pazar hakimiyeti, yönetim gücü, personel sayısı ve genel gidişat zincir marketlerin koşulsuz hakimiyetiyle neticelenecek ve yavaş yavaş küçük esnafın ortadan kalkmasına yol açacaktır.”

KONSOLİDASYON VE ENFLASYON SINAVI

Perakende sektöründe son dönemde gerçekleşen en çarpıcı gelişmelerden biri de şüphesiz büyük sermaye gruplarının gıda perakendesinden çekilmesi veya mağaza ağlarını devretmesiyle pazarın tamamen organize devlerin eline geçmesidir. Sektör analizleri ve uzman görüşleri doğrultusunda, bu büyük satın alma, devir ve konsolidasyon işlemlerinin perakende sektörüne getirdiği etkiler şu başlıklar altında şekilleniyor:

  • Oligopol Yapı Riski: Satın almalar, pazar payının çoğunluğunu elinde bulunduran birkaç dev oyuncunun dışındaki alternatif yerel kanalları neredeyse tamamen eritiyor. Bu durum, piyasanın tek elden veya birkaç büyük yönetim kurulu odasından şekillendirilmesi riskini beraberinde getiriyor.
  • Üretici Üzerinde Mutlak Alım Baskısı: Büyük ölçekli yapıların devasa satın almalarla hacimlerini büyütmesi, hammadde üreticisinden tarladaki çiftçiye kadar herkesin bu dev zincirlere mal satmak zorunda kalmasına neden oluyor. Üretici üzerinde kurulan bu mutlak alım gücü baskısı, yerel üreticinin kâr marjlarını baskılarken, zincirlerin pazardaki belirleyici rolünü perçinliyor.
  • Tedarik ve Lojistik Monopolü: Büyük satın almalar sayesinde devasa lojistik ağlar, depolar ve kamyon filoları tek bir çatı altında birleşiyor. Bu durum operasyonel verimliliği artırsa da piyasaya yeni aktörlerin girmesini imkânsız hale getiren yapısal bir bariyer oluşturuyor.
  • Enflasyonist Etki ve Fiyat Belirleme Gücü: Prof. Dr. Sefer Şener’in de önemle işaret ettiği üzere, Türkiye ekonomisinde son 30 yıllık dönemde açık ara enflasyon üzerine en büyük etki maalesef gıda sektöründen geliyor. Bugün 100 bin kişinin üzerinde çalışan personele sahip bu devasa kuruluşlar; perakend sektörünü, istihdamı ve doğal olarak Türkiye ekonomisini domine ediyor. Bu domino etme gücü, özellikle enflasyon üzerinde ciddi bir etki doğuruyor. Piyasadaki 3 büyük zincir marketin, gerek ürün alım politikalarıyla gerek raflardaki hakim fiyatı oluşturmaktaki etkileriyle piyasayı nasıl yönlendirdikleri net bir biçimde görülüyor.

Hanehalkı harcamalarının daha çok ekonomik temel gıdaya gidip gitmediği yönündeki sorumuzu yanıtlayan TPF Başkanı Ömer Düzgün, mevcut tablonun tüketici davranışlarında temel ihtiyaç odaklı bir eğilimin güçlendiğini net bir şekilde gösterdiğini ifade etti. Özellikle son dönemde hanehalkı bütçelerinde gıda harcamalarının payının daha görünür hale geldiğini belirten Ömer Düzgün, tüketicinin artık fiyat, erişilebilirlik ve ihtiyaç önceliği üzerinden hareket ettiğini şu sözlerle aktardı:

“Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Türkiye’de gıda perakendesi yalnızca ‘ucuz ürün’ ekseninde ilerleyen bir yapı değil. Tüketici aynı zamanda güvenilir ürün, ulaşılabilir mağaza, kampanya yönetimi ve kaliteli hizmet beklentisini de ön planda tutuyor. Yerel zincirler bu noktada önemli bir görev üstleniyor. Çünkü bulundukları bölgenin tüketim habitaklarını iyi bilen, yerel üreticiden ürün tedarik eden ve tüketiciyle birebir ilişki kurabilen yapılardır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde tüketici davranışlarında fiyat hassasiyeti devam ederken, güven ve erişilebilirlik unsurlarının da belirleyici olacağını düşünüyoruz.”

“REKABETİ KORUMAK TÜKETİCİYİ KORUMAKTIR”

Gıda Perakendecileri Derneği (GPD) Yönetim Kurulu Başkanı Alp Önder Özpamukçu, organize gıda perakendesine ilişkin değerlendirmesinde, kamuoyunda oluşan algının aksine Türkiye’de organize gıda perakendesinin henüz pazarın tamamına hâkim bir yapı olmadığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu:

Bugün organize gıda perakendesinin toplam gıda perakendesi içerisindeki payı yaklaşık yüzde 45 seviyesindedir. Bu oran, Avrupa başta olmak üzere benzer ekonomik gelişmişlik düzeyindeki birçok ülkenin oldukça gerisindedir. Dolayısıyla Türkiye’de organize perakendenin artık büyümeyecek alanı kalmadığını söylemek doğru değildir. Organize perakende; kayıtlı ekonomi, gıda güvenliği, izlenebilirlik, vergi uyumu, tüketici hakları ve modern tedarik zincirleri açısından ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır.”

Özpamukçu, rekabet tartışmalarının doğru zeminde yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

Bugün sektörümüzde yaşanan temel sorun rekabet değil, birçok alanda eşit rekabet şartlarının sağlanamamasıdır. Organize perakende; denetimlerden vergilendirmeye, kayıt yükümlülüklerinden idari yaptırımlara kadar çok daha ağır düzenlemelere tabi faaliyet göstermektedir. Hatta bazı idari paralarının işletmenin büyüklüğüne göre farklı uygulanması gibi örnekler, aynı pazarda faaliyet gösteren işletmeler arasında farklı yükler doğurmaktadır. Rekabeti ortadan kaldıracak ya da başarılı olanı cezalandıracak yaklaşımlar uzun vadede tüketicinin aleyhine sonuç üretir. Çünkü rekabetin zayıfladığı yerde fiyat, hizmet kalitesi ve ürün çeşitliliği de olumsuz etkilenir. Mağaza planlamasına yönelik olası düzenlemelerin, ticari gayrimenkullerde yeni kira ve yer rantları oluşturmayacak şekilde tasarlanması büyük önem taşımaktadır. Amaç yatırımları engellemek değil; kaynakların daha verimli kullanılmasını, sürdürülebilir rekabet ortamının korunmasını ve tüketicinin uzun vadeli menfaatlerinin gözetilmesini sağlamaktır. GPD olarak best piyasa ilkeleri ile sağlıklı rekabeti birlikte güçlendircek, veri temelli ve tüm paydaşların görüşleri alınarak hazırlanacak düzenlemelerin sektör ve ülke ekonomisi açısından en doğru yaklaşım olduğuna inanıyoruz.”

“ORGANİZE PERAKENDE YEREL MARKETLERİ DE BÜYÜTTÜ”

Retail Türkiye Dergisi Editör Cengiz Çambel, organize perakendenin son 30 yılda yalnızca ulusal zincirleri değil, yerel marketleri de büyüttüğünü belirterek, “1990’lı yıllarda organize perakendenin gelişmesiyle birlikte yerel zincirler de rekabette güçlü oyuncular haline geldi. Sayıları zaman içinde azalsa da güçlendiler. Özellikle sebze-meyve, şarküteri ve et ürünlerinde tüketicinin güvenini kazandılar. Pandemi döneminde ise insanlar evlerine en yakın marketleri tercih edince yerel zincirler önemli bir ivme yakaladı. Bugün e-ticaret ve dijital uygulamalarda da ulusal zincirlerle rekabet edebiliyorlar. Ancak bu dönüşümün en ağır bedelini geleneksel bakkallar ödedi. Küçük esnafın ayakta kalabilmesi için belirli ürün gruplarında uzmanlaşması, stok yönetimini doğru yapması ve değişen tüketici alışkanlıklarına uyum sağlaması gerekiyor” dedi.

Bize İletişime Geçin

Exit mobile version