Yazar : Mustafa Başar
Her zaman odadaki en akıllı insan olmaya çalışmayın. En akıllı insanları aynı masada toplamaya çalışın.
Bence liderlik üzerine söylenebilecek en önemli cümlelerden biri bu. Çünkü gerçek liderin görevi, her sorunun cevabını bizzat kendisinin bilmesi değildir.
Doğru insanların doğru sorular etrafında buluşmasını sağlamaktır.
Tarihe baktığımızda bunun çok güçlü örneklerini görüyoruz.
Abraham Lincoln, Amerikan İç Savaşı’nın en kritik döneminde kendisine rakip olmuş güçlü isimleri kabinesine aldı. William Seward, Salmon Chase ve Edward Bates gibi birbirinden farklı görüşlere sahip isimlerle çalıştı. Lincoln’ün amacı kendisine benzeyen insanları toplamak değildi.
Tam tersine, kendisine itiraz edebilecek kadar güçlü insanları aynı masaya getirmekti.
Bu yüzden tarihçiler onun kabinesini “Team of Rivals” olarak tanımladı.
Winston Churchill de II. Dünya Savaşı sırasında farklı siyasi görüşlerden, farklı yeteneklere sahip isimleri War Cabinet içerisinde bir araya getirdi. Çünkü savaş gibi karmaşık bir problemi tek bir bakış açısıyla yönetemeyeceğini biliyordu.
Franklin D. Roosevelt ise ekonomik kriz döneminde ekonomistler, hukukçular ve akademisyenlerden oluşan “Brain Trust” ekibinden yararlandı. Farklı uzmanlıkları karar mekanizmasına taşıdı.
Bunun modern dünyadaki karşılığını şirketlerde de görüyoruz.
Microsoft’ta Satya Nadella’nın liderlik anlayışının önemli parçalarından biri “know-it-all” yerine “learn-it-all” kültürü oluşturmak oldu.
Yani; “Ben biliyorum.” yerine, “Birlikte öğrenebiliriz.” diyebilmek.
Microsoft bugün kültürünü “growth mindset”; öğrenme ve farklı bakış açılarını değerlendirme üzerine tanımlıyor.
Apollo programı da bunun başka bir örneği. Ay’a gitmek tek bir dâhinin başarısı değildi.
Başkan Kennedy’nin ortaya koyduğu hedef; Wernher von Braun’dan mühendislik ekiplerine, yöneticilerden bilim insanlarına kadar binlerce insanın farklı uzmanlıklarını aynı hedefte buluşturmasıyla gerçeğe dönüştü.
Bugün şirket yönetiminde de aynı gerçek geçerli.
Özellikle belirsizliğin arttığı, yapay zekânın iş modellerini değiştirdiği, müşterinin beklentilerinin hızla dönüştüğü bir dünyada; CEO’nun her şeyi bilmesi mümkün değil.
Pazarlamacı müşteriyi CEO’dan daha iyi tanıyabilir. Finansçı şirketin risklerini CEO’dan daha iyi görebilir. Tedarik zinciri yöneticisi operasyonel darboğazı CEO’dan önce fark edebilir. Satışçı müşterinin gerçek itirazını CEO’dan daha erken duyabilir. Genç bir çalışan, yıllardır aynı sektörde bulunan yöneticilerin göremediği bir dijital fırsatı fark edebilir. Buradaki kritik mesele şu:
Lider, bu insanların kendisinden daha fazla bildiği alanları tehdit olarak mı görecek, yoksa şirketin gücü olarak mı?
Ben ikinci yolu tercih ediyorum. Çünkü güçlü liderlik; “Benden daha iyi bilen biri var mı?” diye sormak değil, “Bu masada olması gereken kim henüz yok?” diye sormaktır.
Benim için iyi bir yönetim toplantısının sonunda herkesin aynı şeyi düşünmesi başarı değildir. Bazen tam tersine, farklı insanların birbirine itiraz edebilmesi başarıdır.
Çünkü farklı fikirlerin olmadığı bir masa, çoğu zaman karar masası değil, onay masasıdır. Bu nedenle yöneticilere üç soruyu sık sık sormayı öneriyorum:
1. Masamızda bizden farklı düşünen kim var?
2. Bizim göremediğimiz şeyi görebilecek kim var?
3. Bu kararı verirken hangi uzmanlığı masaya davet etmedik?
Ve belki en önemlisi: Odadaki en akıllı insan olmaya çalışmayın.
Çünkü liderin değeri, kendisinin ne kadar bildiğiyle değil;
etrafındaki insanların bildiklerini ortak bir akla ve ortak bir sonuca dönüştürme becerisiyle ölçülür.
Benim liderlik anlayışımda başarı; “Ben yaptım.” demekten çok, “Doğru insanları aynı masaya getirdim ve birlikte başardık.” diyebilmektir.
Çünkü büyük işler, çoğu zaman tek bir parlak fikirden değil;
Birbirinden farklı parlak insanların aynı hedefe bakabilmesinden doğar!
#Liderlik #Yönetim #KararVerme #Strateji #İşDünyası #KurumsalHayat #Leadership #Management #CriticalThinking#www.mustafa-basar.com
