Kaynak : https://www.ortakalan.org/gonderi/86709
Perakende Günleri 2026, “Hızla Değişen Perakende Sektöründe Öncü Olmak” ana temasıyla 25’inci kez düzenlendi. 10 bin 800’ü aşkın katılımcıya ve 4 bin 500’den fazla firmaya ev sahipliği yapan organizasyon; konferans programı, fuar alanı, B2B görüşmeler, özel toplantılar ve networking fırsatlarıyla perakende ve e- ticaretin tüm ekosistemini bir araya getirdi. Bugün sona erecek etkinlik kapsamında perakende dernekleri başkanlarının bir araya gelerek sektörel sorunları ele aldığı bir de basın toplantısı düzenlendi.
Toplantıda Gıda Perakendecileri Derneği Başkanı Alp Önder Özpamukçu, maliyetlerin kontrol edilemez noktaya geldiğini belirterek şunları kaydetti: “Farklı yükümlülükler ile gelen ek maliyetler ile perakendecilerin hem operasyonları zorlanıyor hem de haksız rekabete yok açıyor. Bunlar sonuçta tüketiciye yansıyan, enflasyon ile mücadeleyi zorlayan faktörler. Gıda perakendesinde gıda enflasyonu olarak baktığımızda zorlayıcı oluyor. Bu tarz ek maliyetlerin mutlaka gözden geçirilerek düşürülmesi gerekiyor. Gıda güvenliği tüketicinin güvenli gıdaya erişmesinde son derece önemli. Dünyada üretilen gıdanın üçte biri tüketilmeden kaybediliyor. İsraf oluyor. Türkiye’de ise bu rakam 23 milyon ton. Gıda kaybıyla mücadelede bütüncül bir yaklaşım sergilenmeli.
İyileşme olmadan yatırım zor
Toplantıda konuşan sektör temsilcileri, perakende ve hizmet sektöründe temel sorunun satış hacminden çok karlılık olduğunu vurguladı. Artan maliyetler, yüksek faiz ortamı ve zayıflayan satın alma gücü nedeniyle şirketlerin cirolarını koruyabilmesine rağmen kar marjlarının ciddi şekilde daraldığına dikkat çekildi. Zincir Mağazalar Derneği (ZMD) Başkanı Serhan Tınastepe, perakende sektörünün büyümesinin önündeki en büyük engellerin yüksek faiz, yüksek enflasyon ve finansmana erişim sorunları olduğunu belirterek, ekonomik göstergelerde kalıcı iyileşme sağlanmadan yeni yatırımların hız kazanmasının zor olduğunu söyledi. Tınastepe, mevcut faiz seviyelerinde şirketlerin yeni mağaza açma, yatırım yapma veya büyüme konusunda isteksiz davrandığını ifade etti. Yeni markaların ortaya çıkabilmesi için yatırım ikliminin iyileştirilmesi gerektiğini vurgulayan Tınastepe, faiz ve enflasyonun düşmesinin yanı sıra finansmana erişimin kolaylaştırılması ve halka arz süreçlerinin hızlandırılmasının da kritik önem taşıdığını kaydetti. Türkiye’de potansiyeli yüksek birçok markanın bulunduğunu ancak halka açık şirket sayısının halen sınırlı kaldığını belirten Tınastepe, güçlü kurumsal yapılar ve profesyonel yönetim anlayışının daha fazla markaya yayılmasının hem sektör hem de ülke ekonomisi açısından önemli kazanımlar sağlayacağını söyledi.
Kira en büyük maliyet kalemi
Sektörün en büyük maliyet kalemlerinden birinin kira giderleri olduğunu dile getiren Tınastepe, asıl sorunun düzenli kira artışlarından ziyade sözleşme yenileme dönemlerinde talep edilen yüksek artış oranları olduğunu ifade etti. Bu konuda iş yeri sahipleriyle öncelikle uzlaşma aradıklarını belirten Tınastepe, anlaşma sağlanamayan durumlarda ise hukuki süreçlerin devreye girdiğini söyledi. Perakende sektöründe ilginç bir tablo yaşandığını belirten Tınastepe, birçok şirketin bütçelerinde öngördüğü ciro hedeflerine ulaşabildiğini ancak aynı başarının karlılıkta görülmediğini söyledi. “Sorun ciroda değil, marjlarda yaşanıyor” diyen Tınastepe, tüketici talebini canlı tutmak ve nakit akışını korumak amacıyla yoğun kampanyalar ve yüksek oranlı indirimler uyguladıklarını, bunun da kar marjlarını aşağı çektiğini ifade etti.
Toparlanma 2027’ye ötelendi
Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Nuri Şapkacı, perakende sektörünün küresel belirsizlikler, jeopolitik riskler ve yüksek maliyet baskıları nedeniyle zorlu bir dönemden geçtiğini belirterek, yıl başında beklenen hızlı toparlanmanın gerçekleşmediğini ve daha dengeli bir iyileşme beklentisinin 2027 yılına ötelendiğini söyledi. Şapkacı, Nisan ayında AVM ziyaretçi sayılarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 arttığını ancak bu hareketliliğin satışlara aynı ölçüde yansımadığını ifade etti. Kategori bazında bakıldığında kişisel bakım ve kozmetik sektörünün yüzde 55,5, teknolojinin ise yüzde 42,8 nominal büyüme ile öne çıktığını dile getiren Şapkacı, yiyecek-içecek kategorisinin de yüzde 34,4 büyüdüğünü söyledi. Moda ve eğlence gibi kategorilerin ise tüketicilerin harcamalarını ertelediği alanlar olarak enflasyonun altında performans gösterdiğini belirtti. Yatırımcı tarafında ise yüksek finansman maliyetleri, krediye erişim sorunları ve ekonomik belirsizliklerin yeni AVM yatırımlarını sınırladığını belirten Şapkacı, yeni yatırımların olmamasının pazara girmek isteyen markaların yer bulmasını, büyümek isteyen markaların ise genişlemesini zorlaştırdığını söyledi.
İhtiyaç odaklı hareket başladı
Tüketicilerin alışverişten vazgeçmediğini ancak daha seçici ve ihtiyaç odaklı hareket ettiğini ifade eden Şapkacı, artık ürün ve hizmetin yanında deneyim, kolaylık ve teknoloji kullanımının da önem kazandığını kaydetti. Özellikle 25 bin metrekarenin altındaki küçük ölçekli AVM’lerde dönüşüm ihtiyacının belirginleştiğini belirten Şapkacı, mevcut alışveriş merkezlerine yönelik yatırımların sürdürülmesinin sektörün geleceği açısından kritik olduğunu söyledi. Ticari gayrimenkullerde daha öngörülebilir bir yatırım ortamına ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Şapkacı, ticari kira rejiminin konut kira rejiminden ayrılması ve sözleşme serbestisinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Restoran dolu, işletme karsız
Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Başkanı Ünal Dölek, yiyecek- içecek sektöründe işletmelerin en büyük sorununun kârsızlık olduğunu belirterek, dışarıdan bakıldığında restoranların dolu görünmesine rağmen birçok işletmenin ay sonunda ya çok düşük kazanç elde ettiğini ya da zarar ettiğini söyledi. Dölek, sektörün bugün ciddi bir maliyet baskısı altında faaliyet gösterdiğini ifade ederek, “Asıl soru restoranların dolu olup olmadığı değil, işletme sahibinin ay sonunda cebine ne kadar para koyabildiğidir. Birçok işletme ayakta kalma mücadelesi veriyor” dedi.
Ciro-kira oranı yüzde 40’a yaklaşıyor
Türkiye’de kira yükünün uluslararası standartların oldukça üzerine çıktığını belirten Dölek, dünyada ciro-kira oranının genellikle yüzde 5-8 seviyelerinde bulunduğunu, Türkiye’de ise bu oranın birçok işletmede yüzde 25-30’a, bazı örneklerde yüzde 40’a kadar yükseldiğini söyledi. Bu yapının sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Dölek, sektörün en büyük maliyet kalemlerinin artık hammadde değil işçilik ve kira giderleri haline geldiğini ifade etti. Dijital yemek siparişi platformlarının da sektör üzerindeki baskıyı artırdığını söyleyen Dölek, bazı restoranlarda komisyon ve reklam maliyetlerinin sipariş tutarının yüzde 40-50’sine kadar ulaşabildiğini belirterek, “Bin liralık bir siparişin 400-500 lirası platform maliyetlerine gidebiliyor. Yoğun kurye trafiği piyasada canlılık görüntüsü oluşturuyor ancak birçok işletme bu siparişlerden yeterli kârlılığı sağlayamıyor” dedi.
BMD Başkanı Sinan Öncel, tam kapasite çalışamayan ya da sipariş hacmi düşen üretim tesislerinin mevcut maliyet yapısıyla faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığını anlattı. Öncel, “Bu nedenle bazı işletmeler küçülme ya da faaliyetlerini sonlandırma yoluna gitmek zorunda kalıyor. Yılbaşından bu yana kapanan veya üretimini azaltan firmaların önemli bir kısmı, artan maliyetler karşısında ayakta kalmakta zorlandı. Bu sürecin bir süre daha devam etmesi muhtemel görünüyor. Daralan bir pazarı sürekli borçlanarak finanse etmek mümkün değil. Özellikle enflasyonun yüzde 30’un altına gerilemesi önemli bir eşik olacaktır” ifadelerini kullandı.
Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer ise yeme içme sektörünün boynu bükük diyerek, görüşlerini şöyle ifade etti: “2 milyon istihdamımız var. Turizm içinde gastronominin payı yüzde 20. 200 marka, 3 bin 500 işletme ve 1 trilyon lira ile varlığımızı sürdürüyoruz. Ancak 2-3 yıldır artan hammadde maliyetleri, tarihi rekorla artan çalışan maliyetleri ile mücadele ediyoruz. Kısa süreli yurt dışına tatile giden vatandaşlarımızın sayısı da harcadığı para da yüksek. Ülkemize gelen ziyaretçilerin kalma süresi ise daha uzun ama sağladığı gelir daha az. Bu denklem oldukça üzücü. Asıl önemli olan yaz mevsimi geldi. En azından vergisel avantajlar sağlanmasına ve körfez ülkelerinden, BAE’den gelecek firmalarla yeni fırsatlar yaratmanın önemine dikkat çekmek istiyoruz.”
