Yazar : Onur Asil
📉 Zeytinyağında İhracat Uçurumu: Üretim Değil, Mevzuat ve Vizyon Farkı mı?
2001’den 2025’e uzanan www.trademap.org* verileriyle hazırladığım “Zeytinyağı İhracat Yarışı” grafiğinde İspanya’nın Türkiye’ye 24 kat fark attığını görmek, beni şu can alıcı soruyu sormaya itti: Üretim miktarımız bu kadar yakınken, ihracat gelirimiz neden bu kadar uzak?
Veriler, İspanya’nın sadece ağaç dikmediğini, dünyayı yöneten bir “Zeytinyağı Borsası” kurduğunu gösteriyor. Biz ise maalesef bu denklemin sadece “hammadde tedarikçisi” kısmında kalıyoruz.
🔍 İspanya “Başkasına Ürettirip Kendisi Satmayı” Nasıl Başarıyor?
Analiz ettiğim tablolarda çok çarpıcı bir detay var: İspanya, üretimde dünya devi olmasına rağmen;
☢️ 2024 yılında Portekiz’den 37 bin ton taze zeytin ve 116 bin ton zeytinyağı ithal ediyor. Kendi rakibi olan Türkiye’den bile 21 bin tonun üzerinde yağ alıyor.
İspanya’nın formülü basit ama etkili: Dâhilde İşleme Rejimi (DİR) ve küresel lojistik ağını kusursuz işletmek. Dünyanın neresinde uygun fiyatlı veya kaliteli hammadde varsa oradan alıyor, kendi tesislerinde işliyor, standartlaştırıyor ve “Spanish Olive Oil” etiketiyle, bizim dökme sattığımız fiyatın 3-4 katına paketli ürün olarak ihraç ediyor.
🤔 Türkiye Neden Zeytin veya Zeytinyağı İthal Edip İşleyemiyor?
Burada karşımıza çıkan tablo oldukça düşündürücü:
🔹 Mevzuat ve Koruma Politikaları: Türkiye, yerli üreticiyi koruma amacıyla zeytinyağı ithalatına (Suriye gibi özel durumlar hariç) kapılarını büyük oranda kapatmış durumda. Ancak bu durum, Türkiye’nin dünyadaki zeytinyağı trafiğinde bir “işleme merkezi” (Hub) olmasını engelliyor.
🔹 Katma Değer Kaybı: İspanya dışarıdan aldığı zeytini fabrikalarında sıkıp yağını dünyaya satarken; biz kendi yağımızı “markasız/dökme” şekilde onlara göndererek, katma değerin Türkiye’de kalmasına engel oluyoruz.
🔹 Sanayici vs. Üretici İkilemi: İspanya sanayicisi, dünyanın hammaddesine ulaşabilirken; bizim sanayicimiz sadece yerli rekolteye ve o yılın fiyat dalgalanmalarına mahkûm kalıyor.
📍 Acı Gerçek:
İspanya’nın 24 katlık farkı bir doğa mucizesi değil; serbest ticaret, lojistik üstünlük ve küresel markalaşma yönetimidir. Biz zeytini kutsal bir ağaç olarak görüp sadece hasatla ilgilenirken; onlar zeytini, başkasından da alınıp işlenebilen global bir sanayi emtiası olarak yönetiyor.
